PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ay karasý



xelodo
17.Nisan.2011, 22:50
AY KARASI
Ýçimi adýmlamam her zamanki alýþkanlýklarýmdandý. Bir adým kendimden dýþarý atarken, üç beþ adým da kendime giderdim. Tam da doðru söyledim. Ne zaman çevreme yürüyüþüm hýzlansa kendimi ziyareti unutmus olurdum. Toplumsallýðým kendimle yabancýlaþacagým ölçüde olurdu zaman zaman. O zamanlarda içime doluþmuþ kalabalýðýn arasýnda ben, kendimi kendime farkettirmek icin olmadik þaklabanlýklar yapardým. Olmadi tepinirdim herkesin ortasinda. Bayýlýyormus gibi düþerdim ayaklarýmýn dibine. Bu numaram da her zaman tutardý. O gece en ileri yolculugumu yasardým. O sessiz saatler beni kendimle iyiden iyiye tanýstýrýrdý. Ben kendimle tanýþmaktan memnun olurdum. Beni anlýyordum.

Fakat o geceler nadir ele geçerdi. Çünkü çogu zaman yüzleþmek istemezdim, benle. Sanki iki zýt taneydik. Ýkimizin de ayrý yüzü vardý. Bu iki ayrý yüz somut ve soyut katmanlariyla hep bir arada olsa da…

Yine de gün baþlarken lavaboya doðru, sonra mutfaða, ardýndan caddeye, iþ yerime ya da herhangi bir yere doðru attýðým adýmlar yalnýzca görünenleriydi. Oysa ben en cok görünmeyen adýmlarla bir yerlere varýyordum. En çok onlarla vardýklarýmý bir noktadan, bir mekandan sayýyordum. Bu yüzden o yürüyüþü durduran her telaþa biraz kem bakmaktan kendimi alamýyordum. Bazen büyük bir sabýrla, bazen de sabýrsýzlýkla onun hakkýndan geliyor, onun bitiþini keyifle seyretmeye bile dayanamiyor, yolculuðuma kaldýðý noktadan devam ediyordum.

Kendime varmam gerekiyordu. Varýp bir tanýþmam, gözlerin ve duyularýn gereksiz kaldýðý o yakýnlýkta ve her ne ile karþýlaþýrsam, korkmadan, çekinmeden sarýlmam gerekiyordu. Derin ben kimdim? Nasýl bir þeydim? Ne yemez ne icmezdim? Neye benziyordum? Bunca yýlýn ardýndan hala tam olarak tanýþmamýþ, þöyle kemiklerimizi çatýrdatarak sarýlýp aglaþmamýþ olmamýz doðrusu hüzün vericiydi. Ýnsan, yakýnýna vefasýný uzaklasarak mý eda eder?

Ýnsanýn en yakýný kendisidir oysa. En yakýnlar listesinden dýþlandýkça arsýzlaþan, ilgi çekmeye calýþan, hakký olan ilgiyi bir ödev zorundan koparmaya calýþýrken yaþama sevincini gittikce kaybeden oydu. Ýçimde çoktan ölmüþ birinin canlý tabutu olmak istemiyordum ben. Çýrpýnýp durduðunu, bana kendini göstermek için nasýl da gözlerime el ettiðini, kulaklarýmýn ardýnda bir kez de beni duyar mý, dinler mi diye ne yakarýþ sýralarýnda saatsiz beklediðini iyiden iyiye farkediyordum. Fakat sýranýn ona gelmediðini o da görüyordu. O içerdeki sýrada bir baþýna ve en yakýn oldugu icin görmezden geliniyor, diðer herkes dýþardaki sýrada izdiham þarkýlarýyla, uzaklýðýn hoþgörüsünden yararlanarak ordularý andýran görkemlilikte iç kalemin kapýlarýna kadar dayanýyordu. Sonra ezbere alýnmýþ bir mütevazilik eþiðinde, yüzü gözü yaralanmýþ ben…Ýnliyordum. Herkes baþköþeme geçmiþken, ben dýþarda kalýyordum.

Ýcinizdeki benin sokakta kalmasý ne demektir bilir misiniz? Herkes kalbinizin basýnda yanak pembesi gülümserken sýcacýk, ayazý yutkunmak…Ýçerden gülüþmeler gelir oturur kirpiðinizin üstüne. Ayaklarýný sallandýrýr. Çay akar. Dem kokar her yer. Ama sen kendinden hep uzaktasýndýr. Minderine uzaklar kurulmuþtur.

Sorumluluk sokaktýr. Sokak bir baskasýdýr. Bir çocuðun, dostun olsa da böyledir. Fakat kendiyle dýþarda bir yerde karþýlaþmamalý yine de. Daha yakýnken kaynaþmak ve kendinden dýþarýya çýkmak varken, neden böyle tersine olsun ki yolculuk?

Böyle oluyordu ama. Hayat bize ayrýlmýþ zamanken, biz kendimize zaman ayýramýyorduk. Ayný bedende ayrý düþüyorduk böyle. Ýnsan olarak, kimsek, adýmýz ne ise o olarak, doðamýzla, ellenmemiþ doðallýgýmýzla, henüz öðretilmemiþliðimizle, kirlenmemiþliðimiz, arýlýgýmýz, duruluðumuzla, küçük mahkememizle, sevimli seytanýmýz ya da sevimsiz meleðimizle ve iþte her daim bir suçla o tahta sandalyede uyuklayan sanýklýgýmýzla bir türlü rastlaþamiyorduk. Yýllar böyle duruyordu icimizde. Zaman takvimlerden hep sonbaharý döküyordu oysa.

Yunus keþke demeseydi o sözü. Belki bu hayýflanma yaþam olmazdý bu kadar… Benden içeri kaçýyordu benim. Yunus’un dediði o kovuða girip yalnýzlýgýný acýndýrýyordu. Ýllaki özel görüþmek istiyordu. Böyle hýrçýn zamanlarda bavuluna koyup bütün varlýðýmý çekip gitmeyi ne kadar isterdi bilirim.

Elinde olsaydý herkesin bu ten duvarýný yýkmak, olsaydý elinde bir mezarlýk özgürlüðüne koþmak… Hic bir akýllý ben durmazdý ya buralarda. Sýnýrsýza sýnýr. Et duvar. Kemik sütun. Nereye kaçsan ihtiyaç ezikliði sonra. Bu varken kacmak akýl karýmý? Acýkýr. Susar. Çiþi gelir.

Halk olmamý o emrettiði halde en cok o kýskanýyordu beni baþkalarýndan. Güvenini kaybedecek kadar onu üzdüðüm zamanlarda, ben de en ön saflarda kavramlar icin savaþýrdým kýyasýya. Ve içime uzandýðýmda kendime sýrtýmý döner, seviþmezdim . Hiç! O soðukluk bana öyle haz verirdi ki üstüme yürüdüðünde, “ Sen deðil misin bu duyarlýlýk yükünü bana yýkan?” dercesine bakardým yüzüme.

Aðlardým sonra bir güzel yorgunluktan. Aðlardýk . Gözlerimden damlayan kývýlcýmlar öz yanagýmý serinletirdi. Soðuk soðuk eserdi yabancýlýgým kendime. Bir merhaba diyemezdim öyle birdenbire. Desem bir ömür dökülüverecek oracýða. Yýðýlacak sonra ihmallerim. Geçmiþimden ikmale kalacagým. Geriye doðru gerilip kalacagým. Felcimin dibine çökeceðim.

Yollar beni þaþýrdý. Ne desem suç olur bundan böyle. Bakýþtýk artýk bir kere o daracýk gecede. Ay kamber tabi. Fýsýldaþan kýzlarýyla. Duydum. “Duydunuz mu?” diyorlardý, kendisiyle bakýþtý. Ve ekliyorlardý, “ Hayýrdýr inþallah!”
alýntýdýr....